İş insanı Hasan Kurtuluş’dan Lehrte’ye Heykel

Hannover yakınlarında bulunan Lehrte kasabasında eyalet başbakanı Stephan Weil ve Başkonsolos Gül Özge Kaya’nın yanısıra iş insanları, siyasiler ve vatandaşların da katılımıyla Göç Anıtı’nın açılışı yapıldı.

Ekrem SAĞIR
Türkses / LEHRTE

AŞAĞI Saksonya Eyalet Başkenti Hannover yakınlarında bulunan Lehrte kasabasının şehir merkezinde, Lehrte Belediye Başkanı Frank Prüße, Eyalet Başbakanı Stephan Weil, Başkonsolos Gül Özge Kaya ve Hasan Kurtuluş ,Avrupa’da ilk olan bir Göç Anıtı’nın açılışını yaptılar. Açılışta ayrıca Federal Milletvekilleri Matthias Miersch (SPD), Tilmann Kubans (CDU) Eyalet Milletvekilleri Alptekin Kırcı ( SPD), Thorniest Hanisch (SPD), Hans- Jurgen Licht (Lehrte SPD Başkanı), Bernward Schlossarek (CDU Region Başkanı), Göksel Güner ( Komatsu Avrupa Sorumlusu) Kilise, cami din görevlileri, eski okul müdürü Dr. Jürgen Teiwes ve vatandaşlar katıldı.
KURT Grubu’nun sahibi iş insanı Hasan Kurtuluş’un, bank üzerine oturmuş bronzdan yaptırdığı elinde tahta valiz tutan erkek heykeli, Türkiye’den Almanya’ya gelen işçilerimizin 60. yılı anısının yanısıra ; eski Yugoslavya, Yunanıstan, İtalya ve İspanya’dan gelen işçileri temsilen de Göç Anıtı olarak dikildi.
Anıtın dikilişi nedeniyle düzenlenen açılış töreninde bir selamlama konuşması yapan Lehrte Belediye Başkanı Frank Prüße” Göç anıtının yapılmasını ve ilçemize dikilmesini sağlayan Hasan Kurtuluş’a ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bu anıt bizlerin bir arada barış ve huzur içinde yaşamaya devam etmemizin de sembolu olacaktır.

Misafir değiliz
Lehrte’ye küçük yaşta geldiğini açıklayan Hasan Kurtuluş” 60 yılı aşkındır Almanya’nın değişik yerleşim yerlerinde Türkler olarak başlangıçta işçi olarak, sonralarda yaşamın her alanında Alman toplumuyla beraber yaşamaktayız. Kaç kuşak oldu diye saymamıza da gerek yok. Hala misafir gibi görülmemiz anlaşılır bir şey değildir. Lehrte’de yaşıyorum, firmalarımın hemen hepsinin merkezi Lehrte’dir. Lehrte’yi, Lehrte halkını seviyorum. Bu anıtın geçmişten geleceğe bir ışık tutacağına inanıyorum. Birlik ve beraberliğimizi pekiştireceği gibi, yeni birlikteliklere de yol açacaktır. ”

Berlin Lehrte’yi izliyor
Almanya’da bir benzerinin olmadığını söyleyen Başbakan Weil” Bildiğim kadarıyla Wolfsburg kentinde İtalyan’ların kendilerine ait bir anıtları var. Lehrte’de birazdan açılışını yapacağımız anıt Almanya’ya ilk olarak işçi gönderen ülkelerden gelenleri
kapsıyor ki bu bir ilktir. Başka kentlerin de olduğu gibi; Berlin’de Lehrte’yi izliyor. Lehrte’nin neler yaptığını takip ediyor, görüyor. İnsan haysiyet ve onurunu göstermek için yapılmış bu anıtı gerçekleştiren başta Hasan Kurtuluş’a ve emeği geçenlere teşekkür ederim. Anıtın bir iş insanı tarafından yapılmış olması Lehrte’ye olan sevgisi ve saygısından kaynaklanıyor.”

Biz işçi çağırdık, insan geldi
Savaştan sonra Alman ekonomisinin işçi gücüne ihtiyacı olduğunu belirten Başbakan Stephan Weil” Max Frisch’in söylediği bir söz var “ Biz işçi çağırdık ,insan geldi” aslında bu söz genel olarak her şeyi anlatmaya yetiyor. Şunu kesinlikle söylemeliyim! Gelen işçilere hiç de iyi davranılmadı. Barakalarda ilkel evlerde uzun süre yaşamak durumunda kaldılar. Aynı işi yapmalarına rağmen, daha az ücret alarak çalıştırıldılar. Sürekli bir ön yargıyla yaklaşılıp toplumda dışlandılar. Almanya’nın çıkardığı ikinci dünya savaşı, savaşta yaşananlardan ve bu göç hikayesinde de yapılan yanlışlardan” hiçbir zaman memnunluk duymadım.

Almanya’yı sevdikleri için gelmediler
Savaş sonrası ekonominin ihtiyacı olan işçi açığını kapatmak için değişik ülkelerden çağrılan işçilerin Almanya’yı sevdikleri için gelmediklerini söyleyen Başbakan Stephan Weil” Evet, burayı bilerek ve severek gelmediler. Bizim işgücüne ihtiyacımız, gelenlerin de daha iyi yaşam sürebilmeleri için daha çok paraya ihtiyaçları vardı. Bizler ilk kuşağa nasıl baktığımıza dönüp bakarsak, hiç de iyi şeyler yapmış olduğumuzu görmeyeceğiz. Entegrasyon sözcüğü 2000 yılına kadar ağıza alınmıyordu. Ancak 2000 yılından sonra göçmen toplumunun da Almanya’nın bir parçası olduğu dillendirilmeye başlandı. ”

Örneklere bakılmalı
İlkokulda bir İtalyan arkadaşının kendisini evine davet ettiğini söyleyen Weil” Ben o eve girdiğimde, yaşadığım ev ile kıyaslanmayacak kötü koşulları olan bir evi gördüm ve ilk olarak yoksulluğun resmini o an anladım ve gördüm. Hala tam olarak eşitlik sağlayamadık. Özdemir soyadlı birisiyle, Müller soyadlı biri işe alımda ne yazık ki eşit değil. Tamamen bunları yok edemedik. Oysa ki Almanya kendi örneklerine baktığında göçmenlerin neler yaptığını, ekonomide, sporda, akademik ve bilim alanında nelerin yapıldığını görecekler. En önemli örnek bilimde Covid aşısını bulan Türenç ailesi ise, iş insanı olarak da Hasan Kurtuluş’tur.

Göçmenler Almanya’yı çoğulcu bir toplum yaptı.
Göç anıtı açılışında konuşan Hannover Başkonsolosu Gül Özge Kaya “Anıt, Almanya’nın göç tarihini simgeliyor. Savaş sonrası Almanya’ya gelen işçiler Almanya’nın başta ekonomisine katkı sundukları gibi; sonrasında burada okuyup yetişen genç nesil her alanda katkı sunmaya devam ediyor. Göçmenler Almanya’yı bir çoğulcu bir toplum yaptı. Geçen sene eyaletimizin muhtelif yerleşim yerlerinde değişik aktivitelerle ülkemizden Almanya’ya gelen işçilerimizin 60.yılını kutladık. Bu geçen süre iki toplumu daha da kaynaştırdı. Burada yaşayan Türk kökenliler iş insanı olarak, spor, bilim sanat alanında başarılı çalışmalar yapıp, Almanya’ya katkı sunmaya devam ediyorlar. Bu nesil her iki kültüre de sahip insanlardır ki biri de bu anıtın yapılmasını sağlayan Hasan Kurtuluştur.
Bu anıt sadece işçilerin ekonomiye sundukları katkı için değil, karşılıklı saygı, değer ve beraber yaşamı sembolleştiriyor.”

Birlikte hareket etmeliyiz
Geçen iki sene Corona virüsü, ırkçılık ,İslam ve Yahudi ırkçılığı ne yazık ki hala devam ediyor. Her türlü ırkçılığa karşı topyekün birlikte karşı durmalıyız. Anıt, barış içinde yaşamamıza, kötülüklere beraber karşı durmamızın da bir semboludur. Alman dostlarımızla iyi ilişkiler içindeyiz. Kendilerine ve bir kez daha anıtın yapılmasını sağlayan Kurtuluş’a teşekkür ederim.

Bu günlerimize şükürler olsun
Lehrte kasabasının Arpken köyünde ki tuğla fabrikasına 1963 yılında gelen Artvinli Ömer Sağır” İlk kuşak olarak o zamanlarda yaşadıklarımızı anlatmayla şimdiki gençlik bizi anlayamaz. Tren istasyonlarda buluşurduk ki en fazla on kişiyi geçmezdi. Cuma, bayram namazlarını kılamazdık. Yiyecek bir şey yoktu. İşçi barakalarda tek odada, ortak tuvalet ve mutfakları olan yerlerde senelerce durduk. Memleketten haber almak için aylarca gelmeyen mektupları beklerdik. Şimdi bu sıkıntılar yok. Çocuklarımız iyi yerlerde çok şükür, birlik ve beraberlik olursa daha da iyi yerlere geliriz. Ben de Hasan Kurtuluş’a teşekkür ederim.”

Göç sergisi açıldı
Açılış sonrası Lehrte lisesinin tiyatro salonunda Lise öğretmeni Ebru Melike İnce ve öğretmen arkadaşları Ralph Grobmann ,Markus Bauer, Gabriele Schrumpf, Andre Bien ile birlikte Lehrte Lise öğrencileriyle birlikte Birinci kuşağın nasıl geldiği, Almanya’da neler yaşadığı konularını içeren Lisenin tiyatro salonunda bir sergi açtılar, ayrıca birinci kuşakla yapılan söyleşileri içeren broşür de hazırladılar. Yine liseli öğrenciler tarafından göç hikayesi tiyatro salonunda pandomim şeklinde sahnlendi.

Türk yiyecekleri sunuldu
Resmi açılış sonrası Göç Anıtı’nın yanında Lehrte Türk Toplumu olarak açılan Türk kültürünü tanıtma amaçlı yiyecek-içecek standına ilgi büyük oldu. Bu standın kurulmasında büyük emeği geçenlerden Ruşen Altunöz “ Ekrem Sağır ağbi tarafından bana böyle bir öneri getirildi. Lehrteli kadınlar olarak hazırladığımız yiyecek-içecekleri sunma fırsatı bulduk. Böyle bir anıtın bir Türk tarafından yaptırılması benim için ayrı bir önemi var. Lehrte’de bir arada barış ve huzur içinde yaşamak için bizler üzerimize düşen her neyse yapmaya her zaman hazırız.”

Yiyeceklerimiz Türkçe adla sunuluyor
Stantta kadınların yaptığı yiyeceklerin yanısıra, artık Almanların da severek tükettikleri döner de Ayhan Yıldız tarafından yapılıp, gelenlere sunuldu.” Dönerin sevilerek, beğenilerek tüketildiğini söyleyen Yıldız” Lehrteli Türkler olarak kendi kültürümüzün bir parçası olan yemek kültürümüzü burada tanıtma olağanını bulduğumuz için mutluyum. Cacık, baklava, pohaça, börek, salatalarımız gibi yiyeceklerimizi Türkçe isimleriyle sunuyoruz. Artık, yemeklerimizi severek tüketen Alman dostlarımız da asıl adlarıyla yiyeceklerimizi tüketmeleri gerekiyor diye düşünüyorum.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir